Maziden sürpriz…

Ben Esra telefonda seni bosaltmami ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

Babes

Maziden sürpriz…
Bir kaç hafta önce otobüsle eve dönüyordum. Otobüs kalabalıktı ve ben ayakta, bitkin bir şekilde ineceğim durağın gelmesini bekliyordum. O sırada ilerideki bir koltuk boşaldı ve hemen atılıp oturdum. Karşımda benimle aynı yaşlarda biri oturuyordu. Otururken bir an yüzüne baktım, o da bana baktı. Başımızı çevirdik.

Olur ya, karşındakini tanıdığını zannedersin, emin olamazsın, acaba dersin… O şekilde düşüne düşüne ineceğim durağa kadar kafa patlatan yolculuk sürdü. Bir kaç kere göz göze geldik. Yok, tanıyorum ben bunu ama nereden? Bir türlü çıkartamıyorum.

Son kesiştiğimizde hafifçe gülümsedi, ben tepki veremeden kaldım. Acaba? Niye gülümsüyor bu adam bana? Tanıdık mı? Nerden? Neden hatırlamıyorum? Ya tanıdık değil de bana asılıyorsa… Hay Allah…

Üstüm başım düzgün… Eteğim biraz sıyrılmış, uzun bacaklarım dikkati çekiyor her zamanki gibi ama fazla değil… Askılı bluzum iri memelerimi biraz meydana çıkarıyor, sabah kuaförde saçlarım fönlenmiş… Tamam dikkat çekiyorum ama, böyle ulu orta asılmaz herhalde böyle kibar, beyefendi tavırlı, temiz yüzlü, yakışıklı bir erkek…

Kim olduğunu, tanıyıp tanımadığımı çıkartamadan ineceğim durağa geldim, fırlayıp kalktığımda o da benimle aynı anda kalkmış, kapıya ilerliyordu. Demek aynı durakta iniyorduk. İndik. Bir an durup bana döndü, ben ilerledim. Arkamdan seslendi,

-“Bakar mısınız?”

Dönüp baktım. Gülümseyerek bakıyordu bana… İçim bir hoş oldu. Yakından bakınca gözlerindeki tanıdık çizgiler iyice dikkatimi çekti. Yok, ben bunu tanıyordum bir yerlerden… Yakın dönemde olsa çıkarırdım. Yoksa daha mı eski? Okul dönemi? O anda,

-“Gül?” dedi tereddütle… Ben de aynı şekilde,

-“Efendim?” dedim. “Tanışıyor muyuz?”

-“Sen de beni tanıyamadın di mi? Mert ben… İlkokuldan…”

İnanamıyordum. Gerçekten maviş gözleri değişmemişti ama ilkokul beşinci sınıftan beri görmediğim uzun sıska Mert’in her yeri değişmiş, yakışıklı, zımba gibi bir şey olmuştu. Tanıyamamam o kadar doğaldı ki… Şaşkınlıkla,

-“Mert? Ne kadar değişmişsin? Tanıyamadım inan…” dedim ellerimi uzatırken… İki elimi de alıp avuçlarında sıktı. İlkokul boyunca beraber okumuştuk. Gülerek baktı,

-“Sen de değişmişsin. İnan, okuldaki Gül’e benzemiyorsun şu anda… Hem de hiç…” Güldüm,

-“Dişleri telli, sıska bacaklı Gül’ü bekliyordun herhalde Mert…” diyerek şaka yaptım. O hala hayran hayran bana bakmakla meşguldü. Baştan aşağı süzüyordu beni,

-“Gerçekten… Sen… Sen o Gül değilsin. Başkalaşım geçirmişsin, afet bir kadın olmuşsun” deyince yanaklarım kızardı. “Pardon ama kendimi tutamadım. İçimden geleni söylemek istedim bir an… Vaktin var mı, bir şeyler içelim mi şu kafede?”

Oturduk. Eski günlerden, arkadaşlardan bahsettik. Okul hatıraları, komik olaylar falan bir iki saatimiz sohbetle geçti. Turizm şirketi varmış. Evlenip boşanmış. Parmağımdaki alyansa bakınca ben de ona üniversite biter bitmez evlendiğimi, kocamın pazarlama şirketi olduğunu, sürekli yurtiçinde dolaştığını falan anlattım. Ayrılırken telefonlarımızı alıp verdik. Çok memnun olmuştuk ikimiz de…

Aradan birkaç gün geçti. Mert’in aramasını bekledim, aramadı. Ben de baktım aramıyor, kendim telefon açtım. Aramama sevindi. Yerini ve zamanını belirledik. Buluştuk. Sanki yeni tanışan insanlar gibi heyecanla hazırlanarak gitmiştim buluşmaya… Genç kızlığımdaki flörtlerimden biriyle buluşur gibi heyecanlıydım.

Birkaç kez tekrarlandı buluşmalarımız… Her defasında bir sürü sohbet, muhabbet… Onda da, bende de anlatacak hikaye çoktu. Onu dinliyordum, arada bir katkı yapıyor sonra onun dudaklarına bakıp kendimden geçiyor, dalıp gidiyordum. Ona dokunmak, öpmek, okşamak geliyordu içimden…

O da bana sevecen gözlerle bakıyordu. Öyle iyi bir dinleyiciydi ki sonunda bir baktım, içimdeki sıkıntıları, kocamdan kaynaklanan ve sır gibi içimde sakladığım dertlerimi bile aktarıvermişim. Kocamın bitmek bilmeyen işleri, günler boyu süren seyahatleri, yalnız kalmalarım, her şey…

En son birkaç gün ben aramayınca bu kez Mert aradı beni… Aslında ben de deli gibi aramak, onu görmek, yanında olmak istiyordum ama, bir yandan da kendimden, isteklerimden, olayın sonunun nereye varacağından korkuyor, çekiniyordum.

Evliydim. Bir kocam vardı ama uzaklardaydı hep… Yalnızdım. Günler, geceler boyu yalnızlık, canıma tak diyen tek başımalık, sevgi, şevkat, hatta ne yalan söyleyeyim, sevişmeyi, seksi arayan, özleyen, bunalan bir ev kadınıydım. Ben cinsel bunalımların içinde savrulup dururken Mert bir güneş gibi içimi ısıtmıştı buzdan soğuk tundra iklimimde…

-“Bana gelsene Gül…” dedi telefonda… “Evim şuracıkta… Çıkamıyorum, rahatsızlandım… Gelirsen mutlu olurum”

-“Bilemiyorum, olmaz Mert… Evine gelmem doğru olur mu? Evli bir kadınım ben… Yakışık almaz… Gören olursa… Kocam…”

Oysa ben de özlemiştim onu, hem de köpek gibi… Sohbetini… Sıcak gülüşünü… Gülerken kenarında kaz ayakları oluşan mavi gözlerini… Konuşurken sürekli hareket edip duran, koluma omzuma dokunup duran uzun parmaklı ellerini…

Dakikalarca konuştu benimle, ikna etmeye çalıştı. Benim itirazlarımı çürüttü, sonunda kandırdı. Evinin adresini verdi. Aceleyle, fakat özenerek, uzun uzun hazırlandım. Acele bir duş, makyaj, şık bir etek bluz, siyah dantel çamaşırlar, jartiyer takım, ince çoraplar, yüksek topuklu ayakkabılar… Niyeyse, kendimi ona beğendirmek gibi bir kaygı vardı içimde…

Evden çıktım, kısa bir yürüyüşten sonra evinin bulunduğu sokağı ve apartmanı buldum. Asansörle yukarıya çıkarken aynada kendime baktım. Aynadaki kadını kendim de beğenmiştim. Az sonra kapıyı açtığında Mert’in yüzünde de aynı beğeni ifadesi belirginleşti.

-“Hani rahatsızdın sen Mert bey? Dışarıya çıkamıyordun?Seni yalancı…” dedim görür görmez… Elimi tutup içeriye çekti hafifçe…

-“Evde daha rahat ederiz diye düşündüm Gül… Koskoca kadınsın, ilkokul çocuğu gibi çekinme lütfen, gel…”

Onun meydan okuyan, kışkırtan tavrına karşılık ben de itiraz etmeyi bıraktım artık… İçeriye davet etti. Salonda koltuğa oturdum. Yine o şen şakrak, havadan sudan muhabbetlerimize başladık bir anda…

Ben bir yandan konuşurken bir yandan etrafa, eşyalara göz gezdiriyordum. Hala biraz tutuktum. Yabancı bir erkeğin evindeydim. Arkadaş havalarında olsak da, aramızda inkar edemeyeceğimiz bir elektrik, bir çekim alanı vardı. Kalkıp salonun köşesindeki modern mutfakla geniş salonu ayıran, önünde yüksek tabureler dizili tezgaha yöneldi.

-“Ne içersin Gül? Sana bir şey ikram edeyim” dedi.

-“Bilmem ki, neyin var?”

-“Bira, viski, votka, kahve, çay, ne arzu edersen…”

-“Tipik bekar evi gibi desene…” dedim gülerek… “Ne ararsan var. Evine gelen kadınlara her istediğini verebilirsin. Viski alayım bari…”

Mert de güldü, kadehleri, viskiyi çıkarıp iki kadeh doldurdu, şişeyi de yanına alıp getirdi. Etrafıma bakınıyordum, sanırım yatak odasına açılan bir kapı… Hayli geniş salon… Oturduğumuz yatak büyüklüğündeki geniş koltuk… Köşede Amerikan bar… Sanki ev değil, bir garsoniyer… Gülümsedim, aklımdan geçenleri söyleyiverdim,

-“Darılma ama garsoniyer gibi burası… Çok kadın getiriyor musun bakayım buraya?” dedim…

-“Bilirsin işte… Tipik bekarım ben de… Hayat yalnız yaşanmayacak kadar kısa… Ama lütfen kendini o günlük ilişkilerin kadınlarıyla bir tutma… Maziden gelen bir arkadaşlığımız var, sana saygım sonsuz… Telefonda hatırlattığın gibi, evli bir kadınsın üstelik…”

Yanıma oturup kadehimi uzattı, tokuşturup içmeye, sohbetimize kaldığımız yerden devam etmeye başladık. Sohbetin sıcaklığı mı, yoksa kısa sürede ikincisini doldurduğu kadehimin etkisi mi bilmiyorum, sıcak basmıştı beni iyice…

İçim kaynıyor, neşeyle konuşup duruyordum. Yüzümde güller açıyor, Mert’e sürekli gülümseyerek bakıyordum. Gelmeden önce ikna etmeye çalıştığı Gül’den eser kalmamıştı iki kadeh visk**en sonra… Ne kocam geliyordu aklıma, ne evliliğim… Kendimi kaptırıp koyvermiştim.

Oturduğum yerde sürekli kıpırdanıyor, eteğimin gitgide sıyrılmasına, bacaklarımın açılmasına aldırış etmiyordum. Ben konuşurken sürekli hayran bakışlarının üstümde dolaşması, bacaklarıma okşarcasına bakması hoşuma gidiyordu. Sonunda Mert uzanıp elimdeki boş kadehi aldı, yandaki sehpanın üzerine bıraktı. Yanıma biraz daha yaklaştı,

-“Çok hızlısın Gül… Ben daha birinci kadehi bitirmedim” dedi gülümseyerek…

-“Sohbet güzel olunca, içki nasıl bitiverdi anlayamadım” dedim ben de…

Kadehi tutan elim boş kalınca kucağıma koymuştum. Elini uzatıp elimi tuttu. Diğer kolunu da omzuma dolamış, iyice yaklaşmıştı bana… Nefesinin sıcaklığını duyunca vücut sıcaklığım da iyice arttı. Kaynama noktasına yaklaştım iyice… İkimiz de sustuk. Konuşmuyor, göz göze bakışıyorduk.

-“Mmmm…” dedi sonunda… Kucağımdaki elimi bıraktı, çoraplı bacaklarımda parmak uçlarını gezdirdi. “Jartiyer giymişsin…” dedi boğuk bir sesle… “Her zaman giyiyor musun? Yoksa bana geleceğin için, benim için mi bu?”

-“Yok… Her zaman giymem… İşte…” diye kekeledim. Yanaklarım kızardı. Teşhirciliği öyle abartmışım ki, jartiyerimi bile görmüş adam…

-“Biliyor musun Gül? Beni en çok tahrik eden şey bu… Çoraplar, jartiyerler, danteller… Bir kadına en çok yakışan, kadın yapan şeyler… İzin verir misin? Biraz okşayabilir miyim?”

-“Yoo… Hayır… Yapma Mert… Kocama ihanet etmedim hiç… Yapma… Pişman olmak istemiyorum. Lütfenn…”

Oysa Mert benim cevap vermemi beklemeden okşamaya başlamıştı bile… Dizime koyduğu eli beni erite erite, çorabımın üzerinden okşaya okşaya yukarıya tırmanıyordu. Elimin tersiyle vurup kalkmam, oradan kaçmam gerekirdi değil mi? Namuslu, evli bir kadın bunu yapardı evet… Ama yapamadım. İçimi kavuran, yakan şehvet, seks arzusu bitiriyordu beni… Bir uçtan bir uca savrulup duruyordum.

Beynim, mantığım “çık git buradan, evine git” diyordu. “Azgın fahişenin tekisin. Jartiyerler, hazırlıklar falan… Orospu… Kocana ihanet ediyorsun. Hiçbir şeyden habersiz, senin için çalışan adamı boynuzlamaya ne hakkın var” diyordu.

Oysa içimdeki sekse susamış kadın “bırak kendini” diyordu. “Bırak kollarına… Yakışıklı, dalyan gibi herif… Seviş onunla… Altına yat… Bırak siksin seni doya doya, kanırta kanırta… Kocan erkek olsaydı da, seni yalnız bırakmasaydı bu kadar… Nerden haberi olacak? Bırak vicdan yapmayı… Seviş onunla… Sikiş… Geceler boyu mastürbasyon yapmaktan bıkmadın mı?”

Mert’in eli iyice sıyrılmış kısa eteğimin de altına girmişti bu arada… Jartiyer çorabımın dantellerini okşuyor, dantelin bittiği yerde çıplak bacaklarımda onun ateş gibi parmakları ateşten izler bırakıyordu. Aramızdaki çekim gücü nerdeyse elle tutulur hale gelmişti.

Eğildi, dudaklarıma bir öpücük kondurdu, geri çekildi. Benden bir tepki bekliyordu. Bense geri dönülmez noktayı aşmıştım artık… İyice gevşemiş, yayılmış, ne yapacağımı bilemez bir haldeydim. Gülümsedim sadece… Onu onaylar, teşvik eder bir tavırla…

Benim tepkisiz kaldığımı, aksine devamını beklediğimi görünce bir anda başımı ellerinin arasına alıp dudaklarıma yapıştı. Eze eze öpmeye başladı. Ben de karşılık verdim ona… Deliler gibi birbirimizin dudaklarını emiyorduk.

Elleri her yerimde dolaşıyordu öperken… Bluzun üzerinden göğüslerimde… Çıplak omuzlarımda… Sırtımda… Ben de aynı şeyleri ona yapıyordum. Gömleğinin kumaşının üzerinden sert kaslarını okşuyordum deli gibi… Gömleğin eteklerini pantolonundan kurtarmış, ellerimi sırtında, çıplak teninde dolaştırıyordum.

Bir an durdu, kendini geriye çekti. Hırsla birbirimizi süzdük. İkimiz de nefes nefeseydik. Göğsüm inip kalkıyordu.

-“Dur… Mert… Başım dönüyor… Yapmayalım bunu… Yanlış bu yaptığımız… Hani… Hani bana saygın sonsuzdu? Evli bir kadınsın diyordun?” diye kekeledim. Son bir çabayla, belki dinler diye…

Oysa ona değildi itirazım, kendimeydi. Kendi arzularıma, içimdeki çağlayan şehvetime, seks isteğime konuşuyor, içimdeki azgın orospuyu zaptetmeye çalışıyordum. Elimi tuttu, önüne götürdü. Pantolonun üzerinden taş gibi olmuş erkekliğini avuçlattırdı bana…

-“Geç kaldın bebeğim… Uçak kalkışa geçti. Offf… Gül… Seni nasıl istediğimi görmüyor musun? Sen de benden farksızsın. Sen de beni istiyorsun. Sen anlatmadın mı kocanın seni ihmal ettiğini? Sevgisiz bıraktığını?

-“Biliyorum, ben anlattım ama…”

-“Hadi bırak itiraz etmeyi… Tadını çıkar bu hayatın, bu yaşadığımız anların… Sevişelim sadece… Salt seks istiyorum senden… Sana gerçek seksin ne olduğunu göstereyim, anlatayım… İstemezsen bir daha buluşmayız, sevişmeyiz…”

Son bent de, son savunmam da yıkıldı o andan sonra… Bluzumun eteğini tutup başımdan yukarıya çıkarıverdi. Siyah transparan kumaştan sütyenimle kalmıştım karşısında… Kavun büyüklüğündeki memelerim sütyeni zorluyor, kahverengi uçları zevkten incecik kumaşı delecek gibi irileşmişlerdi.

Ellerini arkama götürüp kopçalarını açtı, sütyenimi de fırlatıp attı. Kocamın sevişirken yalamaya doyamadığı iri memelerim şimdi yabancı bir erkeğin gözlerine, hayranlık dolu bakışlarına meze oluyordu.

-“Çok güzel…” diyerek bir nefes koyuverdi. “Harika memelerin var Gül…”

-“Ama ben senin memelerini görmedim daha…” dedim utancımı yenmeye çalışarak…

Ellerimi erkeğin gömleğinin düğmelerine götürdüm, titreyen parmaklarımla hepsini çözdüm, gömleğini çıkardım. İkimiz de belden yukarımız çıplak birbirimize bakıyorduk. Eğildi, sırayla meme uçlarımı yalayıp emdi, elleriyle avuçlayıp sıktı, okşadı. Beni zevkten inletip durdu dakikalarca…

Sonra geri çekildi. Bu kez ben onun geniş göğsüne kapandım. Okşamaya başladım. Ellerimle, dudaklarımla… Onun bana yaptığını yaptım, minicik göğüs uçlarını yaladım, emdim. Saçlarımı okşayıp duruyordu inleye inleye…

Aşağıya indim. Kaslı karnını öpe öpe kasıklarına geldim. Pantolonun kemerini açıp aşağıya sıyırdım. Önünde diz çökmüş vaziyetteydim. Kalçasını kaldırıp pantolonunu çıkarmama yardım etti. Baksır küloduyla kalmıştı. Penisi sertleşmiş, külodu zorluyordu içerden…

Eğildim külodun üzerinden dişlerimle ısırır gibi yaparak inlettim erkeği… Okşadım bir süre… Sonra elimi önündeki aralıktan içeriye soktum. Taş gibi olmuş erkekliğini tüm sıcaklığıyla parmaklarımın arasına hapsettim, sıktım.

-“Mmmm… Güzelmiş…” dedim beğeniyle… “Çok iri, çok sert bir şey var galiba burada…”

-“Ohhh… Hadi Gül… Görmek istiyorsan, çıkar onu dışarıya… Rahatlasın biraz… Canım yanıyor külodun içinde…” diyerek inledi.

Çıkardım külodunu da, sıyırıp attığımda bacaklarının arasında tüm heybetiyle dikilen penisine hayranlıkla baktım. Kocamın sikinden büyüktü. İrice, yumruğum büyüklüğündeki başı, kan damarlarının boğum boğum sarmaladığı uzun ve kalın gövdesi, altında topluca duran iri taşaklarıyla güzel bir aletti.

-“Daha bakacak mısın?” diye sabırsızlandı sikin sahibi… Gözleri kocamın fazla elleyip pörsütmediği, dimdik duran göğüslerimde dolaşıyordu bu arada… Parmaklarımın arasında okşadım sikini,

-“Acele etme…” dedim. “Bırak biraz tadını çıkarayım…”

-“Dayanamıyorum artık… Ne yapacaksan yap şuna…”

İştahla inceledikten sonra küçük küçük öpücükler kondurmaya başladım. Az sonra işe dudaklarımın yanı sıra dilimi de katıyordum. Yirmi santimi geçik aletin her yanında, şapkasında, gövdesinde dilimle dolaşıyor, erkeğimi kıvrandırıyordum.

Ağzımı kocaman açıp iri başını dudaklarımın arasından içeriye kaydırdım. Dilimle okşuyor, emiyordum başını… Gözlerimle ona bakıyordum. Tepkilerini, aldığı zevki görmek hoşuma gidiyordu sikini yalayıp emerken…

-“Ohhh… Çok güzel oral seks yapıyorsun Gül… Harikasın…” diye inledi. Biraz nefes alabilmek için boğazıma kadar soktuğum sikini ağzımdan çıkardım. Tükürüklerimle iyice ıslanmış aleti elimle sıvazlamaya devam ederken,

-“Karşında beş yıllık evli bir kadın var Mert…” dedim. “İlkokuldaki şaşkoloz kız yok karşında…” Koltuğa iyice yayılmış, bacaklarını aralamış, gözleri yaptığım işteydi.

-“Evet canım… Görüyorum… Kim öğrettiyse çok iyi öğretmiş…”

-“Kocam öğretti. Yalamayı, emmeyi, sevişmeyi… Artık benim istediğim kadar yapamıyor ama, başlangıçta harikaydı. Usta sikici gibi öğretti bana her şeyi…” Saçlarıma asılıp sikini ağzıma sokarken inledi Mert,

-“Ohhh… Çok güzel öğretmiş canım… Kocana teşekkür borçluyum… Delirtiyorsun beni…”

Emdim, yaladım, boğazıma soktum, çıkarıp yanaklarıma sürdüm, torbalarını okşadım, onları da yaladım, toplarını emdim canını yakmamaya çalışarak… Arada kasılmaya başlayınca bırakıyor, geçince işime devam ediyordum.

Oraldan sıkıldım bir süre sonra… Amım iyice kızışmış, sulandığını hissediyordum. Tanga külodun ağı şişmiş amımın dudakları arasına giriyor, klitorisimi rahatsız ediyor, huylandırıyordu.

Sonunda bırakıp kalktım. Eteğimin kopçasını açıp aşağıya sıyırdım. Altımdaki tek giysi olan tanga külodun yanlarından tutup çekiştirdim. Jartiyerimin kopçalarını, çorabımın dantellerini düzelttim. Etrafımda dönerek bir tur yapıp jartiyerin kopçalarıyla bölünmüş bembeyaz, süt gibi kalçalarımı, külodun ağı arasında kaybolmuş am dudaklarımı seyrettirdim ona…

Hırsla bakıyordu ona sunduğum seksi manzaraya… Dayanamayıp atıldı, kalçalarımdan tutup kendine çekti beni, koltuğun üzerine yatırıverdi boylu boyumca… Üzerime geldi kaslı erkek bedeniyle… Memelerimi emdi, kalçalarımı avuçladı, her yerimi sıka sıka, canımı yaka yaka okşadı.

Külodumu çıkarmakla fazla uğraşmadı, sabırsızca bir hamlede yırtıp attı. Üzerimde sadece çoraplarım, jartiyerim, ayağımdan çıkarmadığım sivri topuklu lame siyah ayakkabılarım kalmıştı. Yeni temizlediğim, tüysüz, zevkten kabarmış dudaklarıyla pembecik parlayan kadınlık organıma baktı bir süre hayran hayran…

Sonra çoraplı ayaklarımı eline aldı, havaya kaldırıp dudaklarına götürdü. Ayak parmaklarımdaki kırmızı ojelerim görünüyordu ince siyah çorabın altından… Tek tek her bir parmağımı öptü. Ayak bileklerimden başlayıp her yanımı, bacaklarımın içini dışını çorabımın üzerinden öpe öpe, okşaya okşaya tırmanmaya başladı.

Islak dudakları her yerimde iz bıraka bıraka jartiyer çorabımın dantellerini, çıplak bacak içlerimi aştı, kasıklarıma geldi. Klitorisim kabarmış, başını dışarıya çıkarmıştı, görebiliyordum. Mert de başını eğdi, dilinin ucunu üçgenimin üst köşesine değdirdi yavaşça… Klitorisimi öptü dudaklarının arasına aldı, yaladı.

-“Ohhh…” diye inledim, şimşek çarpmış gibi sarsıldım.

Parmaklarımı saçlarının arasına geçirip kendime çektiğimde o da vahşice saldırmaya başladı amıma… Dili, dudakları çılgın gibi çalışıyor, amımın yalanmadık, dillenmedik yerini bırakmıyordu. İçimden sular akıyordu, deliriyordum.

Sonra bıraktı yalamayı… Doğrulup oturdu. Ellerini uzattı bana… Hemen anladım ne istediğini… Kucağına oturmamı istiyordu. Uzandığım yerden kalktım. Üzerine çıktım. Dizlerimi iki yanına koyup sikini elimle tuttum, deliğime hizaladım. Usulca alçaldım.

Sikinin başı amımın kapısını zorlamaya başladığında bırakıp boynuna sarıldım erkeğin… Oturmaya başladım. Dudaklarımı ısıra ısıra içime aldım aletini… Zevk suları akan amımı yara yara girdi kalın yarak… Vajinamı boydan boya kat etti, dibime kadar dayandığında kasıklarımız da birleşmişti zaten…

Traşlanmış kasıklarında yeni çıkmaya başlayan sert kılları klitorisime batmaya başladığında derin bir ohhh çekerek kendimi bıraktım. Biraz dinlendikten sonra, memelerimde, sırtımda okşaya okşaya dolaşan parmaklarının da etkisiyle fazla duramadım, oturup kalkmaya başladım. Giderek hızlandım sikinin üzerinde…

Bir süre sonra ikimiz de zevkten delirmiş vaziyetteydik. İnlemelerimiz salonda yankılanıp duruyordu. Kalçalarıma parmaklarını geçirmiş, sıkıp bırakıyor, arada ellerini yukarıya kaldırıp memelerimi okşuyor, uçlarını parmaklarının arasında eziyor, başını uzatıp uçlarını yakalamaya, emmeye çalışıyordu.

Artık dayanamaz hale gelmiştim. Oturup kalktıkça memelerim havalanıp iniyor, kasıklarımız birbirine vuruyor, et ete çarpışıyorduk. Kasılmaya başladım. Titreye titreye boşalıyor, orgazmın kanatlarında zirvelere yükseliyordum.

Kendimi kaybetmiş gibiydim. Ellerim sırtında kasılmış, tırnaklarımla sırtının derisini yüzüyordum. Vajinam sürekli kasılıp gevşiyor, içindeki koca siki emmek, yutmak, eritmek istiyordu adeta… Sonunda fırtına bitti, sakinleştim. Mert boşalmamıştı, içimdeki kazık hala dimdik, cop gibi duruyordu.

Belimden tuttu, oturduğu yerden kalktı beni de kaldırarak… İçimdeki kazık çıkınca bir oh çektim ama fazla sürmedi. Beni koltuğun üzerinde yüzü koyun uzattı, belimden tutup kaldırdı, dizlerimin üzerinde domalmış pozisyona getirdi. Bir hamlede arkamdan amıma daldırdı sopasını…

-“Ahhh… Yavaş…” diye inledim altında…

Oysa öyle hoşuma gidiyordu ki kalın aletin içimi doldurması, kalın kalın vajinamın duvarlarında sürtünmesi… Ben yavaş deyince hareketsiz kalan Mert bir süre bekledi öylece… Bu kez ben duramadım. Kalçalarımı ileri geri hareket ettirdim. Gözlerimi kapatmış, her kalça hareketimde içime sürtünüp duran koca sikin kalınlığına, bana verdiği zevke konsantre olmuştum.

Mert arkamda, fazla hareket etmeden sikini bana emanet etmişti. Ben sürekli gidip geliyordum sikinin ucunda, ateşin üzerinde çevrilen bütün koyun gibi hissediyordum kendimi…

Yanlış da sayılmazdı aslında… Koca yarak içimde gidip geldikçe ateşim artıyor, yanıyordum yine, yeniden… Sanki az önce feryat figan boşalan ben değildim. Yine yükselmeye başlamıştım.

Çoraplı bacaklarımı okşayıp duran, hareketsiz durup işin tadını çıkaran Mert de dayanamadı daha fazla… Jartiyerimi atın yuları gibi kullanarak pençeleriyle tutup kısrağın üzerine binmiş, pompalamaya başladı beni… Deli gibi gidip geliyor, kalçalarımı tokatlaya tokatlaya sikiyor, beni zevkten bağırtıyordu altında…

-“Hadi… Hadi… Boşal artık… Ölmek üzereyim…” diye inledim.

-“Geliyorum Gül… Boşalıyorum… Oohhh…”

-“Boşal canım… İçime boşal… Ahh… Erkeğim benim… Püskür içime…” diye inledim hunharca sikilirken… Kocam sikmediği halde almaya devam ettiğim haplara dua ederek… Son bir kasılmayla içimde iyice büyümüş sikini gömdü amıma, hareketsiz kaldı. Ben de kendimden geçip kasılmaya, çırpınmaya başladım.

Her şey bittiğinde koltukta uzanmış, göğsüne başımı koymuş, yorgun argın kendimize gelmeye çalışıyorduk. Başımı kaldırıp baktım. Jartiyerimin kopçası kopmuş, çorabım kaçmıştı. Dağılmıştım iyice… İçine giren koca sikin etkisiyle dudakları hala açık duran kadınlığımdan Mert’in beyaz dölleri süzülüyordu… Kendimi kirli hissettim. Doğrulup kalktım. Mert’in penisi bacaklarının arasında ölgün yatıyordu. Üstümdeki jartiyeri, kaçık çorapları çıkarırken,

-“Şuna bak… Sanki deminki canavar o değilmiş gibi nasıl da boynunu bükmüş…” dedim.

-“Bir öpücüğüne bakar sevgilim… Canavar hemen uyanır, sen merak etme…” dedi gülerek…

Banyoya gidip duşun altında ılık suyun altına girdim, güzelce temizlendim. Havluyu öylesine vücuduma sarınıp tekrar içeriye, Mert’in yanına gittim. Viski şişesinden birer kadeh daha doldurdum ikimize de, onunkini uzatıp yanına oturdum. Sessizce içkilerimizi yudumladık. Kadehimi yarıladığımda yine o tanıdık ateş bedenimi sarmaya başlamıştı.

Şeytanca bakışlarla Mert’in yüzüne baktım. O da anlamıştı bir şeyler olduğunu… Elimi bacaklarının arasında ölgün yatan sikine attım. Ateş gibi yanan parmaklarımla sikini okşadım. Kısa sürede sertleşti alet… Doğrulup banyo havlusunu üzerimden sıyırdım, kasıklarına eğildim. Diğer elimdeki kadehin dibinde iki parmak kalmış viskinin içine batırdım sikinin başını, sonra çıkarıp süzülen viskiyi dilimle yaladım.

Birkaç kez daha tekrarladım bunu… Viskiyi sikini bandıra bandıra bitirdim. Sonra da kadehi bırakıp sikini ağzıma aldım, ağzımın içinde yalayarak, elimle taşaklarını, gövdesini sıvazlayarak müthiş bir saksoya giriştim. Mert inleyip duruyordu sikine yaptığım muamele karşısında…

-“Ohhh… Yala bebeğim… Yala fahişem… Em… Sikimi em… Deli ediyorsun beni…” diye inlerken başımı iki eliyle tutup bastırmaya, gırtlağıma kadar sokup çıkarmaya başladı.

Adeta ağzımı sikiyordu. Kendinden geçmiş gibiydi, benim ne durumda olduğumu görecek halde değildi. Nefes alamıyordum artık… Kalın yarak boğazıma kadar giriyor, nefessiz kalıyordum. Zorla kendimi kurtardım, Mert’e çıkıştım nefes nefese,

-“Ne yapıyorsun aptal? İstediğin kadar bastır, ağzımdan mideme ulaşmaz sikin…” dedim.

-“Özür dilerim Gül… Öyle zevk veriyorsun ki oral yaparken, dayanamadım, kendimi kaybettim…”

Kızmıştım, kusacak hale getirmişti beni… Ama baktım, ellerini açmış, masum masum bana bakıyordu. Kızgınlığım bir anda geçti. Ben de dayanamadım. Kalkıp doğruldum, ellerinden tutup sikinin üstüne oturdum. Bir hamlede içime aldım sikini… Şehvetten titriyordum. Hızla sikinin üstünde oturup kalkarken boynuna sarılıp mırıldandım,

-“Buradan girersen midem daha yakın… Hadi… Deş beni…” diye mırıldandım kulak memesini ısırırken…

Bunu der demez, kudurmuş gibi kucakladı beni, sikini içimden çıkarmadan yere, uzun tüylü halının üzerine yatırıverdi bir anda… Bacaklarımın arasında makine gibi gidip gelmeye, beni deşmeye başladı sikiyle… Altında zevkten gözlerim kapanmış, kuruyan dudaklarımı yalıyor, başımı sağa sola atıyordum.

Bir bacağımı kaldırdı, omzuna koydu, o şekilde sokup çıkarmaya başladı sikini… Bu kez kalın yarak vajinamın farklı yerlerine temas ediyordu sanki, deliriyordum zevkten… İnlemelerim kısık feryatlara dönüştü. Tekrar orgazm oldum. Mert ise az önce boşaldığından bir türlü gelmek bilmiyordu.

Sikini çıkardı. Belimden tutup çevirdi, halının üzerine domalttı beni… Başımı bastırıp sikini arkamdan amıma geçirdi. Bir süre öyle gidip geldi. Bir ara çıkarıp arka deliğime sürttü sikinin başını… Ben yine heyheylenmeye başlamıştım oysa, onca boşalmaya karşın yine orgazm yolunda ilerliyordum siki içimde gidip geldikçe…

-“Yapma… Hiç ordan yapmadım…” dedim, dinlemedi beni… Zorladı. Ağlamaklı bir sesle “Acıyor aşkım, yapma lütfen…” diye yalvardım.

Zorlamasına rağmen giremeyince anal seksten ümidini kesen Mert, tekrar vajinama döndü, aletini gömdü içime… Kalçalarımı kavrayıp pompalamaya başladı sert hareketlerle… Yorulunca yana yattı, beni üzerine çekti. Hırsla, telaşla sikini içime aldım. Dakikalarca sikinin üstünde zıpladım.

Amımdan akan zevk suları kasıklarına, taşaklarına süzülüyordu. Son kez de göğsüne kapanıp kalçalarım orgazm kasırgasıyla titreyip kasılırken inleye inleye boşaldım. Bitmiştim. Kendimi yana atıp anne karnındaki fetüs gibi iki büklüm oldum halının üzerinde… Hala kasılmalar sürüyordu elektrik şokları halinde, tüm vücudum sarsılıp duruyordu.

Sakinleşip gözlerimi açtığımda Mert koltukta oturup beni izliyor, sikini eliyle sıvazlayıp duruyordu. Gülümsedim. Yorgun argın doğrulup bacaklarının arasına girdim. Beni defalarca boşaltan erkeğime minnet borcum vardı ve ödemeliydim borcumu… Kuruyan ağzımı ve dilimi sehpanın üzerindeki viski kadehinden bir yudum alıp ıslattım. Sonra da Mert’e günün bilmem kaçıncı oralını yapmaya başladım.

Birkaç dakika sonra artık son haddine gelen Mert boşalmaya başladı. Hemen ağzımdan çıkardım kasılıp duran, ucundan spermler fışkıran sikini… İtfaiye hortumu gibi memelerime tuttum, boşalması bitene kadar spermle yıkandım adeta…

Bu arada sikini sıvazlamaya da devam ediyordum. Tamamen boşalıp sertliği sönünceye kadar da bırakmadım. O koltuğa kendini bırakıp beni izlerken, ellerimle iki mememi okşaya okşaya erkeğimin, müthiş sikicimin kaygan spermlerini her tarafıma bulaştırdım ona göstere göstere… Hayran hayran bakıyordu yaptıklarıma…

Biraz dinlenip duş aldık beraber… Birbirimizi temizledik. İç çamaşırlarım, çoraplarım elden gitmişti. Üzerime sadece etek ve bluzumu, ayağıma ayakkabılarımı geçirdim. Makyajımı yaptım üstünkörü…

Daire kapısının önünde son kez öpüşüp vedalaştık. Dudakları dudaklarımı kemirirken sütyensiz bluzumun üzerinden memelerimi, kısa eteğimin altından külotsuz amımı mıncıkladı. Zorla, tüm gücümle iterek kollarından sıyrılabildim.

-“Yeter artık Mert… Azgın köpek gibi saldırıp durma… Ayrılamıyorum yoksa… Yine başa dönmeyelim” dedim şikayet edercesine…

-“Elimde değil Gül… Öyle güzel, öyle seksi kadınsın ki… Doyamıyorum sana…”

-“Getirdiğin her kadını becerdikten sonra böyle mi yapıyorsun? Kapının önünde bir daha baştan mı çıkarıyorsun?” dedim kinayeli kinayeli… Güldü,

-“O da elimde değil Gül’üm… Sikimde… Bu yarağı bir tadan bir daha tatmak istiyor, doyamıyor senin gibi… Hiç boş bırakmıyorlar sağ olsunlar…”

-“Yaa… demek öyle?” dedim kıskançlıkla… Sanki kocamın beni aldattığını öğrenmiş bir kadın gibi… Gülerek çocuk gibi büzdüğüm dudaklarımdan öptü,

-“Üstüne alınma ama… Evli kadınlara, kocasının sikemediği mutsuz ev kadınlarına zaafım var benim… Onları mutlu etmek görev benim için… Kocalarının seks yapmasını bilmeyen, işe yaramaz beceriksizler olduğunu anlamaları hoşuma gidiyor. Yarağımı yerken zevkten delirmeleri, kendilerini kaybetmeleri harika…”

Dayanamadım, kollarımı boynuna götürüp tekrar sımsıkı sarıldım. Dudaklarını kemirirken, bir ara önündeki kabarıklığı avuçladım. Hırsla,

-“Evet aşkım… Erkeğim… Anlatmak istediklerini çok iyi anlattın bugün… Ben de bu koca siki yemeden duramam artık… Bir gün benden bıkmazsın umarım…”

Eve zor gittim. Yürürken dizlerim titriyordu. Kapıyı açıp içeriye girdiğimde kalakaldım.

Kocam… Salonda oturmuş, benim gelmemi bekliyordu. Şaşkınlığımı attım, kollarımı açarak sevinmiş gibi yapıp kocama doğru yürürken bir yandan da aklımdan binbir türlü düşünce geçiyordu.

Altımda külot, içimde sütyen olmadan sokakta ne aradığımı nasıl izah edeceğimi düşünüyordum kocamla sarılıp öpüşürken… On gündür eve yeni gelen kocam beni soyup sikmeden bırakmazdı elbette… Hadi bir şekilde bunu atlatsam… Onu deli gibi özlemiş, azmış ev kadını rolü yaparken az sonra da orgazm taklidi yapacaktım.

Elimi kocamın pantolonun fermuarından içeriye sokup sertleşmeye başlayan sikini avuçladım. Bugün yaşadıklarımdan, yediğim yaraktan sonra, her zamankinden küçük gelmişti elime kocamın vasatın altındaki siki…

Kocam az sonra bu ortalama sikiyle beni sikecekti. Mert’in bilek gibi kalın yarağıyla haşat olmuş amcığıma girerken, benim vahşice sikildiğimi anlayabilir mi acaba diye dehşetli bir merak ve heyecan duygusu, korku vardı içimde…

Off… Kim ne derse desin… Ev kadınlığı çok zor iş… Hele benim gibi, zavallı kocasını elin adamıyla sikişip boynuzlayan azgın orospunun tekiyseniz… Kocanızdan saklayacak, gizleyecek şeyleriniz, günahlarınız, yalanlarınız varsa…

Ben Esra telefonda seni bosaltmami ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir